16 Kasım 2011 Çarşamba
sonsuzluğun rengi
geçmiş bir elmayı dişliyordum umursayarak
azıcık memleket meselesi konuştuk azıcık dünya hali
iki şeyi hatırlattı dedim
biri elmanın kurdunu suçlayan şair
diğeri ayrımcılık yapan biri
yeşil elma ve düzgün çekirdekleri hani
gökyüzünü boyamayı unutan
kız çocuğu vardı elindeki resimde
dedim bir renk dile şu kuşaktan
özgürlüğün rengini seçti o
aşkınkini seçtim ben
sevgilim olaydı huzuru seçerdi dedim
safi huzur sevgilim
nasıl kokacağını bilmeyen çiçekten bahsettik
eski kiracısı gibi kokan evlerden
sence bu patates kızartmasında patates var mıdır hiç
eskiden farmakolojim iyiydi
şimdi eskidik
kavuşursa insan dedim
çokça sevişmeli
olgun bedenler ve çocuksu ruh
gezegenini gezegenime değdirmiş gibi gezerken
ev/ren/de
göz ucuyla baktım
elmanın sapı ve burukluk
elmayı unuttum birden
‘içime çöktü ayrılık’
esra