31 Aralık 2011 Cumartesi

kalp dövmesi

-2011'den...

insanın on iki aynası olsa
ve biri kırılsa içlerinden
yine de o kırılana üzülür
ve o sırlı küçük parçalarda
nasıl da kesiktir yüzümüz

konuş
konuş ki
kıssın sesini şu
dönerken gıcırdayan dünya
yaklaş
yaklaş ki
dağıtsın beni
iki dudağının arasında çıkan rüzgar

ey aşk sana baktıkça kırk yıl daha yaşayasım geliyor.

açıkta kaldı kuş yuvaları büsbütün
edep yerleri gibi agaçların bu kış
yapraklar alıp başını gitti sonbahardan
ayıp sana rüzgar çok ayıp

terazinin ibresi şaşmasın diye sırf
ödediğimiz bu bedel

ey aşk gel canıma oku, ne varsa al götür, gel
ellerimi arkadan bağla, gözlerimi açık bırak
bıçağı ben temizlerim
sen geriye bakma
git

kalbimin tortusunu şöyle bir salladım

bir yağmur ki
kendi iliklerine kadar ıslak

sende lodos
içime içime vurur yağmur

eski bir palto gibi duruyor çocukluğumuzun üzerinde şu ihtiyar ten.

uzak dur benden. bu hüzün her şeyi dibine çeker.

bir baktım ki bütün yapraklar ölmüş.

...
ev büyük ev
ev on yedi oda bir tuvalet
kaç kapıyı daha açıp kapamam lazım
nereye sakladın neden saklandın ey adalet

sunta bir masa/ gazete üzeri ekmek zeytin/ su soğuk olsa güzel olurdu/ ama değil/ karşımda arş-ı ala/ gözlerin.

nefes alamayınca ölen yaratıklarız. bu kibir niye?

göçmen kuşların dudaklarından okudum ben seni.

sahafını bekleyen kırk yıllık kitaptım çınar yapraklarının arasında.

yağmur gibi geçiyor zaman.

şimdi bundan daha az sevemezsin beni/ şimdi bundan daha az seversen beni/
sobanın üzerine konmuş bir avuç kar gibi eririm.

karanlıkta sana doğru yürüdüm.

ki biz kırmızıyla beyaz gibiyiz/ yıkanınca karışan.

yağmurun sürahi ile yağdığı mevsim. rüzgar ayakta tutuyor bizi arzın cazibesine karşı. yenik düşen sadece yaşlarımız. gökyüzü hıçkırırken.

hangi kadın söz verebilir/ bir daha hiç/ karanfilli ayva reçeli kokmayacağına.

yağmur yağıyor. beni seviyorsun. her şey yolunda.

içeri ve dışarı açılan kapıların hikayesidir hayat/ damarlarda/ ve binalarda.

kış/ beyaz palyaço/ gel/ süzül bacalarımızdan/ elmalansın yanaklarımız/ çok bekledik seni/ dışarıda kalsın soğuğun/ çıplak gir içeri/ hadi gel.

eskiden denizmiş buralar. sular çekilince yıldızı kaldı.

dolunayı bekleyen buğday başakları gibi bekliyor saçlarım ellerini.

sensizlik boyumu aştı. boğuluyorum.

bitmedi şu dünyaya verdiğim ayakbastı parası.

yıllardır bir odaya girdik, karanlıktı. ışık düğmesini arayıp etrafı görmeye çalıştık. perdeleri de açabilirdik ama pencere yoktu. sonra biri elimizden tuttu, gözümüzü açtı. bir baktık ki oda çok aydınlik ve beyaz boyalı.

ben büyüyünce sen olmak istiyorum sevgilim/ haydi durma büyüt beni.

aşk hiçbir zaman görevinden istifa etmez/ kovulur/ o yüzden hep yakın bulmuşumdur/ sokaklarda kan tüküren bir adamı kendime.

kafamdan geçen kara bulut/ önüme çıkan kara kedi/ altına eğildiğim merdiven/ kırılan ayna dahi engel olamaz aşkıma.

sen daha geçen gün 'incecik ay'dın, ne çabuk büyüdün

ne vakit bir kalp dövmesi yaptırsam kalbimin üzerine/ mutlaka bir yara izi gelir böler onu ikiye.

biz balığın kılçıklı yerlerini babamıza vermeye alışmışız/ her yer kılçıklı balık dolu baba ve sen çok uzaksın.


esra